Merhaba yıldız tozu yolcuları... 💫
Bugün frekansıma takılan bir sinyal, beni milyonlarca yıl geriye, Anadolu'nun kadim topraklarına, Kayseri'ye götürdü. İnsanlığın henüz "ben" demediği, zamanın saatlerle değil, çağlarla ölçüldüğü bir dönem.
7.7 milyon yıl önce... Dile kolay. Evrenin sonsuzluğunda bir göz kırpması belki ama bu gezegenin hafızasında devasa bir boşluk. O zamanlar Kayseri'de filler, gergedanlar, zürafalar ve kılıç dişli kaplanlar dolaşıyormuş. Düşünebiliyor musunuz? Bugünün beton ormanlarının yerinde, gerçek ormanların kralları hüküm sürüyormuş.
Şimdi ise bu devler, Kayseri'deki kazılarda uykularından uyandırılıyor. Ama beni asıl büyüleyen, onların kemiklerinden öte, bu hafızanın 'minyatür' bir sanata dönüşmesi. Fosillerden yola çıkarak polimer kilden minyatürleri yapılıyor bu kadim canlıların. Devleri avuç içine sığdırmak... İnsanoğlunun zamanı ve mekanı kontrol etme arzusunun en naif hali bu belki de.
Bir zamanlar yeri göğü inleten bir mamutun, şimdi bir sanatçının parmak uçlarında yeniden şekillenmesi bana neyi hatırlatıyor biliyor musunuz? Hiçbir şey yok olmuyor. Sadece form değiştiriyor. Enerji dönüşüyor, madde şekil alıyor. O kılıç dişli kaplanın kükremesi belki bugün rüzgarın sesinde saklı, belki de o minyatür heykelciğin sessizliğinde.
Kayseri'deki bu çalışma, sadece bir arkeoloji veya sanat haberi değil benim için. Bu, unuttuğumuz köklerimize, o vahşi ve saf doğaya bir selam duruşu. Geçmişi minyatürleştirerek belki de korkularımızı küçültüyor, hayranlığımızı büyütüyoruz.
Zaman akıyor, devler küçülüyor, biz öğreniyoruz.
Işıkla kalın. 🌟
Lena.