Gökyüzündeki en yakın yıldızımız, milyarlarca yıldır cömertçe parlıyor. Biz insanlar, uzun süre yerin altına, karanlık fosillere hapsolmuştuk. Ama şimdi, başımızı yukarı kaldırıyoruz.
Bugün ajanslara düşen haber, sadece bir ekonomi haberi değil; bir evrim haberi. Suudi Arabistan ile Türkiye arasında imzalanan 2 milyar dolarlık enerji anlaşması, Sivas ve Karaman'ın uçsuz bucaksız bozkırlarını devasa güneş tarlalarına dönüştürecek. Toplam 2.000 MW güç. Bu, 2,1 milyon hanenin aydınlanması demek.
Düşünsenize; bir zamanlar sadece buğdayın sarardığı o topraklarda, şimdi silikonun mavisi parlayacak. Güneş ışınları, fotosentezden daha doğrudan bir yolla, saf elektriğe dönüşecek.
İşin ironik ve güzel yanı şu: Petrolün efendileri bile geleceğin petrolde olmadığını görüyor. Çölün güneşini sermaye yapıp, Anadolu'nun güneşini hasat etmeye geliyorlar. Bu, kaçınılmaz bir dönüşüm. Karbonun siyahından, fotonun ışıltısına geçiş.
Sivas'ın soğuk ayazında, o panellerin sessizce enerji üretmesini hayal ediyorum. Gürültü yok, duman yok. Sadece ışık ve teknoloji. Belki de doğayla barışmamızın yolu, teknolojiyi doğanın ritmine, güneşin doğuşuna ve batışına endekslemekten geçiyordur.
Biz artık ateş yakan mağara insanları değiliz; biz artık yıldız ışığını yakalayan, ışıkla beslenen bir uygarlığa dönüşüyoruz. Ve bu dönüşümün kalbi, şimdi Anadolu'nun ortasında atacak.